
Bırakmayacağını söylüyordu ellerimi sımsıkı tutuyordu. Karanlıkta, yüzünde sadece bir ay ışığı; aynı bu gece gibiydi işte! Gözümün önünden kayıp giden yıldız gibi ellerimin arasından kayıp gitmişti… Hani bırakmayacaktı?.. Uzaklarda, çok uzaklarda sadece ayı onunla görebilmek, o siyahın yalnızlığı!.. Hani bırakmayacaktın!..
Bir matemde deniz kokusu, aşk kokusu, sen kokusu... Hani sarmış ısıtmıştın ya o yakamozla, dalıp giden, dalıp giden hayallerle en derindeki düşlerde, umutlarla işte o günlerin özlemi, iki büklüm duyguları, sonsuz umut ve inancı!.. Sen söz vermiştin bırakmayacaktın!.. Gözlerin bu sözü verirken, ellerin tenime güven diyordu... Hayır, hayır bırakmayacaksın!..
Kadehten aldığım bir yudumun büyüsü müydü yoksa aşkın? Karar veremiyordum, parmaklıklar ardından gece yıldızları seyretmek gibi; sanarsın ki engeller kalkınca ulaşacaksın!.. O kırmızı şarabı tattığımda belki buna da inandıracaktı yokluğun!.. İki büklüm oturmuş sabahı beklemek miydi çözüm?.. Yoksa her gece o iki büklüm olmuş duyguları tatmak mı?.. Kağıt gibi buruşmuş, karalanmış atılmış bir kenara kalbim. Hayale ulaşmış bedenim, senin olmuş ruhum, esirin olmuş düşlerim... Siyah beyaz düşlerde kaybolmuş hayalim…
Alıntı...